İstanbul sokaklarında çok farklı yemek kültürü var. Midye dolma, yarım ekmek uskumru, döner, kokoreç, nohutlu pilav, kelle söğüş, tantuni ve Taksim hamburgeri diğer adıyla ıslak hamburger. Birçoğumuz hamburgeri kendi yemek kültürümüzün bir parçası olarak görmez oysa işin aslı öyle değildir. “Yok devenin nalı Bolat, şimdi Hamburger Türk icadı dersen ağzımı bozarım” diyorsun! Dur acele karar verme, şu yazı bitsin sonra genişten saydırırsın! Hamburgerin yaratıcıları bildiğin Tatarlardır. Yuuuhhh….Bak gerçekten öyle! Hamburger dünyaya Tatarların armağanıdır.
Tatar atlıları uçsuz bucaksız Asya bozkırlarında mola verdikleri yerlerde bu eti ekmeğin arasına koyup ona soğan, biber ve tuz ilave edip bugün “Tatar Bifteği” dediğimiz yemeği ortaya çıkardılar. 19. yüzyılın ortalarında Tatar Bifteği'ni gören bir Alman onu Hamburg’a getirerek Hamburglu anlamında” Hamburger” adını verir. Yine aynı yüzyılda yemek uzmanı Dr. J. H. Salisbury hamburgeri İngiltere’ye getirdi ve İngiliz halkı yemeğe “ Salisbury bifteği” dedi.
Yeni kıta Amerika’ya göç başlayınca göçmen Almanlar hamburgeri Amerika’ya götürürdüler. Ekmeğin içine biftek yerine köfte koydular ve bu yemek bize Amerikan icadı olarak geri döndü. Hatta kapitalizmin objesi olarak hamburgercilerin taşlandığını çok gördük.
Tıpkı Türk işi yoğurda Yunan yoğurdu denilmesi gibi tuhaf bir durumla karşı karşıyayız! Bazı kaynaklarda adı “beef burger” olarak geçen hamburgerin Moğol kültürüne de ait olabileceği söylense de ağırlıklı görüş bu yemeğin Tatar Türk kültürünün ürünü olduğudur. Buradan dünyadaki tüm Tatarları selamlıyorum. Biri bizi Kazan’a davet ederse mutlu oluruz. Estambul Kazan biz kepçe olur dolaşırız. Gezilecek şehirler listemde “Kazan” hala duruyor. Tatarlar bizi duyar mı acaba, gidip şöyle Avrupa’nın en güzel en büyük üniversitesini görsek.
Aslında ben yemeğin ayaküstü yenilmesinden hoşlanmayan biriyim ama bu o yemekleri tatmayacağımız anlamına gelmez.
30 Mayıs 2012 Çarşamba
29 Mayıs 2012 Salı
Vah sana gazeteci kardeş!
Kim ne derse desin, kimin tirajı ne olursa olsun, Hürriyet hala bu memleketin en iyi gazetesi. Doğruya doğru! Hürriyet Gazetesi haricinde gazetecilik olayında çaptan düşme var. Bence sebebi ekonomik. Gazeteci kitap okuyamıyor ki, kendini geliştirecek süreli yayın satın alamıyor ki, müzeye, sinemaya gidemiyor ki, konser izleyemiyor ki, altında arabası yok ki, bırak yurt dışını şehir dışına çıkıp kafa dağıtamıyor ki, tatil yapamıyor ki... Taksit, kira, fatura ödemeden boğulmuş gazeteci nasıl toplumun önünde gidecek! Sen gazeteciyi üç kuruşa talim ettir sonra bu insandan toplumu etkileyecek haber yapmasını bekle! Olur, çok beklersin daha! Sen bu kafa ile devam edersen ayağının altındaki zemin kayar medya patronum! Elindeki işinden olursun patronum!
İşlerini medya aracılığı ile düzelten patronlar! Ellerindeki kamuoyu oluşturma gücünü sopa ya da havuç olarak kullanan patronlar! Babanızın hayrına değil, işinizin saygınlığının artması için, gazetecilerin maaşlarını iyileştirin derim! Bakın bu zamlar itibar ve reklam olarak size geri dönecek! İşinizin saygınlığı artacak! Medyada çalışan insan kaynağı kalitesi gelişecek!
Neyse efenim, başka bir haberim var size. Aydın Boysan tarafından tasarlanan İkitelli Hürriyet binası yıkılıyormuş. Bu haberi Hürriyet yazarı Mehmet Y. Yılmazdan öğreniyoruz. Hürriyet Medya Towers yıkılıp, yerine AVM ve rezidans yapılacakmış. Mehmet Yılmaz inceden dokundurmuş Hürriyet Medya Towers için “ içinde Türklerin çalıştığı binanın adı neden medya towers oldu hiç bilemedim…”demiş. Ne değişecek ki Mehmet Yılmaz eğer hala Doğan Burda Rizzoli’deysen gideceğin yerin adı da Mecidiyeköy Trump Towers aynı hamam aynı tas! Vay be kafiyeli oldu!
Bana kalırsa medyada en iyi yere mekan olarak Habertürk sahip olmuş Ciner Grubunu kutlamak lazım! Sabah ve ATV de güzel yerde ama kapısında yazan bu iş yerinde grev var afişi insanın içini burkuyor, insanı bu medya grubundan soğutuyor.
İşlerini medya aracılığı ile düzelten patronlar! Ellerindeki kamuoyu oluşturma gücünü sopa ya da havuç olarak kullanan patronlar! Babanızın hayrına değil, işinizin saygınlığının artması için, gazetecilerin maaşlarını iyileştirin derim! Bakın bu zamlar itibar ve reklam olarak size geri dönecek! İşinizin saygınlığı artacak! Medyada çalışan insan kaynağı kalitesi gelişecek!
Neyse efenim, başka bir haberim var size. Aydın Boysan tarafından tasarlanan İkitelli Hürriyet binası yıkılıyormuş. Bu haberi Hürriyet yazarı Mehmet Y. Yılmazdan öğreniyoruz. Hürriyet Medya Towers yıkılıp, yerine AVM ve rezidans yapılacakmış. Mehmet Yılmaz inceden dokundurmuş Hürriyet Medya Towers için “ içinde Türklerin çalıştığı binanın adı neden medya towers oldu hiç bilemedim…”demiş. Ne değişecek ki Mehmet Yılmaz eğer hala Doğan Burda Rizzoli’deysen gideceğin yerin adı da Mecidiyeköy Trump Towers aynı hamam aynı tas! Vay be kafiyeli oldu!
Bana kalırsa medyada en iyi yere mekan olarak Habertürk sahip olmuş Ciner Grubunu kutlamak lazım! Sabah ve ATV de güzel yerde ama kapısında yazan bu iş yerinde grev var afişi insanın içini burkuyor, insanı bu medya grubundan soğutuyor.
28 Mayıs 2012 Pazartesi
Keçi can derdinde kasap yağ!
Şu büyüklü küçüklü İstanbul belediyelerin hastasıyım! Boş saksı görseler bina dikecekler, yazıktır yahu bütün rantları bu şehrin ruhundan uzak tutun! Sayenizde İstanbul yakında hormonlu şehir Şangay’a dönecek! Hani hiçbir şey bu güzel tarihi mirası gölgeleyemeyecekti! Adam çaktı Zeytinburnu’na iki gökdeleni Ayasofya ve Sultanahmet gölgede kaldı. Şimdi buna izin veren kafalara sormak lazım yarın sizi nasıl anacaklar! Eğer şehirlileşmeden anladığınız şehrin ortasına mantar gibi gökdelenler dikmekse sizden ala şehirci yok! Hani diyorduk ya İstanbul tarih sahnesine çıkacak ve ülkemiz hızla yükselecek diye! İşte izin bu yaptığınız için uzun post yazmaya gerek yok atalarımız özetlemiş durumu “keçi can derdinde kasap yağ!” Buradaki keçi zavallı İstanbul! Fotoğraf Estambul'a ait değildir. Merak etmeyin 30 sene sonraki İstanbul aynen bu ruhsuz Şangay'a benzeyecektir. Böyle bir şehir de yaşamak ister miydiniz?
Etiketler:
Sultanahmet istanbul estambul
26 Mayıs 2012 Cumartesi
Palamutlar Nerede?
Ben tüm balık türlerinin hepsini severim ama kırmızı etli balıkları daha çok severim. Palamut güzel balıktır, lakerdasına bayılırım tazesi için eylül, ekim aylarını dört gözle beklerim. Biliyorsunuz balık için yasaklı mevsim başladı. Sezonun açılmasını bekleyeceğiz taze balık için. Bir öykücümüzün dediği gibi “Fukara’nın kestanesi Palamut’tur.” Bizans döneminde de fakirin ekmeğiydi ama ben İstanbul’da olalı beri palamutun ucuz olduğunu hiç görmedim. Devir değişti fakirin balığı hamsi oldu İstavrit oldu artık! Çünkü akılsız balıkçılarımız, yeteneksiz hükümetlerimiz, vurdumduymaz sanayicimiz elbirliği edip Marmara Denizi’ni, acımasızca Kerbelaya çevirdiler. Halbu ki Haliç palamut kaynardı hatta Haliç’e “Golden Horn” denilmesine palamutlar sebep olmuştur. Nasıl yani? Şöyle ki:
Boğazın en dar yeri Kadıköy yakınlarındaki Kızkulesi kayalıklarını gören balıklar ürkerek Byzantion Burnu'na yani şimdiki Haliç girişi olan Sarayburnu’na doğru yönelirler sonunda burada bereketli bir av yaşanırdı. Öyle ki tarihçiler buradaki yoğun palamut süründen elle dahi balık tutulacağını yazarlar. İsa’dan önceki eski çağ Estambul paralarının bir kısmında bu yüzden palamut resmi vardır. Bu toprakların en önemli tarihçilerinden biri olan Strabon’da palamutlardan bahseder. Bildiğiniz üzere Strabon Amasyalıdır alıp okumak lazımdır. Bazı oryantalist aydınlar Türklerin balık sevmediğini balık kültürü olmadığını yazar ve bizim bazı çakma aydınımız da evet biz Türkler balık sevmeyiz der ki bu sadece bir ön yargıdır. Atalarımız lüfer, palamut, yılanbalığı gibi daha birçok balığı yer bunlardan dolma, pilav, kebap, çorba hatta turşu yaparlar, havyar yerlerdi.
Bugün dikkatimi çekti Metro Toptancı Market TÜDAV ile birlikte''Palamutlar Nerede?'' adlı bir projeye destek veriyor. 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde İstanbul Beykoz Dalyanı'nda düzenlenecek etkinlikle ilk palamutları markalayıp denize bırakacaklarmış.
Bugün dikkatimi çekti Metro Toptancı Market TÜDAV ile birlikte''Palamutlar Nerede?'' adlı bir projeye destek veriyor. 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde İstanbul Beykoz Dalyanı'nda düzenlenecek etkinlikle ilk palamutları markalayıp denize bırakacaklarmış.
Bu Metro Toptancı Market ve TÜDAV alkışlıyorum. Bayram Hocam(prof.dr Bayram Öztürk) tebrikler.Greenpeace, TÜRÇEK, FSD, TÜRMEPA, TÜDAV, gibi sivil toplum örgütlerinin denizlerle ilgili daha çok duyarlılık çalışması yapması gerekir. Tabii ki bizim de onlara daha çok destek vermemiz gerekir.
Not: Bu balık türünün bebesine vanoz-gaco denirken boyutlarına göre sırayla çingene palamutu, palamut, kestane palamutu, zindandelen, torik, sivri, altıparmak ve peçuta şeklinde adlandırırız.
25 Mayıs 2012 Cuma
İstanbul'un Altın Şafağı Hüsranda
İstanbul’un bir adım ötesi Yunanistan. Komşumuz hem maddi hem siyasi sıkıntılar içinde! Umarım çabucak çıkarlar krizden, hepimiz insanız dillerimiz, dinlerimiz, milletlerimiz ayrı olsa da acılarımız, sevinçlerimiz ve insani isteklerimiz aynı. Biliyorsunuz Yunanistan’da Irkçı bir parti var Altın Şafak. I. Dünya savaşından sonra işgal yıllarında İstanbul’da propaganda için satılan kitapçıklarda yer alan Venizelos şarkılarından birisinde de geçer Altın Şafak:
“Biraz durun, hepiniz geri çekilin
Venizelos şehri geri almaya geliyor
Cennetle dünya sevinç duygularıyla titriyor.
Yer açın, halkımızın altın şafağı geliyor
Küçük ve büyük hepiniz ona yol açın
Ve başlarınız açık, gözyaşlarınızla o gelmeden diz çökün”
Altın Şafakçı bir kız sırtına bir dövme kazıtmış ve şöyle yazıyor : “İ Tan i epi tas” Ya zafer ya ölüm! Bu bir Spartalı sloganıdır. O zaman doğal olarak bizde Troyalı oluyoruz! Avrupa’da yeni moda ırkçılık, hadi hayırlısı!
Etiketler:
Altın Şafak Partisi Troya İstanbul
23 Mayıs 2012 Çarşamba
Cibâli derken!
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alınca şehrin bir semtine Cebe Ali adlı bir komutan karargâh kurmuştu. Karargâha gelip giden Türkler o semte komutanın ismini verdiler. Peki, ne oldu bu semtin adı? Cebe Ali mi, Caba Ali mi? Hayır semte güzel İstanbul Türkçesiyle “Cibâli” dediler. Çünkü coğrafyalardan etkilene etkilene uzun heceleri kullanmaya başlamıştık. Türkçenin fonetiği güzeldir dostlar, örneğin öyle güzel “lâ” deriz ki bizim üstümüze kimse böyle “lâ” diyemez. Örneğin,öyle bir "lâle" deriz ki çiçek daha da anlam kazanır. Öyle bir "elâ" deriz ki insanın gözleri güler. Uzatma eklerini sonradan almışsız ama öyle güzel söyleriz ki buna Türk “lâ” sı denir dostlar. Örneğin Allahın Salanikos’u bir Estambul lâ’sı “Selânik” olmuştur, sarılıp öpesin gelir şehri. "Lâ" deyince blog arkadaşlarımdan Aylin'i hatırladım. Senin rengin “lilâ”ya, eflâtun desek oradaki “lâ” ya kim ne diyebilir Aylin! Hadi hiç biri olmadı leylâk desek şeker gibi olmaz mı?
Fotoğraf Kaynak: haberindeks.com
Fotoğraf Kaynak: haberindeks.com
21 Mayıs 2012 Pazartesi
Döşe bülbülüm döşeeeee!
Kaldırım deyince benim aklıma “yürümek” geliyor ama belediyelerin aklına “döşemek” geliyor sanırım! Beyoğlu’na döşenen ilkel taşlar nihayet yeniden sökülüyor. Yahu geçenlerde az kalsın iki kez düşecektim Çin'de durduğu gibi durmuyor meret jilet gibi kayıyor! Türk malı mıydı granitler? Amaaaan ne malıysa ne malı! Bak, beni resmen 4 metre düşürmeden kaydıran taş Çinli olabilir mi! Hani olimpiyatlarda başarılı nede olsa Çin milleti! Belki de sebep ayağımdaki Converse’lerdir! Bir defasında da o kırılmış taşlara takılıp tökezlemiştim. Geçen televizyonda izledim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstiklal Caddesi'nde taşların da yenileneceğini anlatıyordu. Yeni bir malzeme keşfetmişler. Kırılmayacak, raylar pembemsi, diğer yerler gri ve yeşilimsi mozaik tarzında olacakmış. Korkmayın caddede çalışma sadece geceleri olacakmış. Döşe döşe nereye kadar sayın başkanım! Bu konuda bir uyarım olsun! İstanbul'da vandal çok yarın eylem meylem olursa Vandalların sökemeyecekleri taş cinsinden olsun! Ya da ne bilim söktükleri taş vandalların elinde ateşe filan dönüşsün yanarlı dönerli! Kadir Topbaş, Silivri havaalanının Atatürk Havaalanı'nın birkaç katı olacağını açıkladı. Bu gidişle Edirne İstanbul’un bir ilçesi olursa şaşmam! Bir de Estambul’a 10 adet marina yapılacağını söylemişti ama nerelere yapılacak bak şimdi hatırlamıyorum. Belediyenin şirketi İspark işletecekmiş marinaları. İstanbul’a marina nereye yakışır? Bence, İstinye, Tarabya, Kadıköy, Karaköy, Şile, Çengelköy, Sariyer belki Kartal, Riva diye düşünüyorum.
Not: Birçok görüşe göre kaldırım sözcüğünün Rumca Kaldiromi’den geldiği iddia edilse de bugün kullanıldığı anlamıyla “kaldırım” kelimesi bana göre bildiğin öz Türkçe kaldırmak, kaldırılmış yol anlamında kullanılmış bir terimdir. Eğer Rumcadan geçmiş olsaydı kaldiramos, kaldiromi filan demek gerekirdi. Rumca'da "kali" iyi, “dromos” ise yol anlamına gelir. Yani kalidromos iyi yol demektir, takdir sizin bu anlama göre kaldırım hangi kökenden gelir, Türkçe mi, Rumca mı? Bana göre Türkçe!
Fotoğraf Kaynak:haberrus
20 Mayıs 2012 Pazar
Adın batsın la terreur!
Adın batsın, evin yıkılsın terör. Ocaklar söndüren, evler yıkan, canlar alan lanet olası terör! Terör sözcüğü, Latincede korkutmak, sindirmek, dehşete düşürmek anlamına gelen “terrere” sözcüğünden türemiştir. Dünyanın ilk terör örgütü Milattan Sonra 60’lı yıllarda faaliyet gösteren Sicarii'lerdir.
Bu örgüt İsrail’de kurulmuş ve Roma İmparatorluğu’nun önde gelen yöneticilerine ve ılımlı Yahudilere karşı suikastlar düzenleyerek Romalıları İsrail’den uzaklaştırmayı amaçlıyordu. Elbiselerinin altında sakladıkları Sicari yani hançeri kurbanlarını öldürmek için kullanırlardı. Daha sonra dünyanın en madrabazı diyeceğim “Haşhaşiler” sahneye çıktı boy olarak akraba olduğum Selçukluya illallah dedirtirler. Sonra iki cambaz bir ipte oynamaz dedirtecek bir olay oldu, Moğollar Anadoluyu işgal ettiler. Yaktılar, yıktılar ama bu iblisin evladı Hasan Sabbah ve müritlerini de tasfiye ettiler ve dünya onlardan kurtuldu.
Haşhaşiler giderken bize suikastçılarını anımsatacak bir kelimeyi miras bırakmışlardır, İngilizcedeki “assain” Fransızcadaki “I’assassin” Romencedeki “asasin” İspanyolcadaki “el asasino”…bunların eseri bir kelimedir. Neyse lafı uzatıp etimoloji tutkumu foş etmeyeyim. Terrere sözcüğünü Fransızlar “La Terreur” şeklinde kurumsallaştırılıp daha da geliştirmişlerdir.
Nasıl mı? Şöyle ki: Fransız devriminin ünlü ismi Robespierre “La Terreur” yani terörü süratli, sert ve katı adalet olarak görmüştür. Kendisine ağzımızı daha fazla bozmadan “p..zvenk” desek yeridir. Böyle adalet mi olur! Kısaca devrimden sonra kurdukları çakma mahkemelerde çok adice bir kamu terörü uygulamışlardır. Neyse ki ilahi adalet yerini bulmuş kendisi de bu terörden nasibini alıp 1794 yılında giyotinle öldürülmüştür.
İstanbul'da yaşanan bombalamalar çok can yaktı. Bu nasıl bir gözü dönmüşlüktür! Sebebi ne olursa olsun terör hoş görülecek affedilecek bir olay değildir. Teröre sempati duyan insanda terörist kadar vicdansız demektir! Terör “korku” gibi bir adice duyguyla beslenerek dünyada var olmayı sürdürüyor!
Fotoğraf Kaynak: panoramio
Bu örgüt İsrail’de kurulmuş ve Roma İmparatorluğu’nun önde gelen yöneticilerine ve ılımlı Yahudilere karşı suikastlar düzenleyerek Romalıları İsrail’den uzaklaştırmayı amaçlıyordu. Elbiselerinin altında sakladıkları Sicari yani hançeri kurbanlarını öldürmek için kullanırlardı. Daha sonra dünyanın en madrabazı diyeceğim “Haşhaşiler” sahneye çıktı boy olarak akraba olduğum Selçukluya illallah dedirtirler. Sonra iki cambaz bir ipte oynamaz dedirtecek bir olay oldu, Moğollar Anadoluyu işgal ettiler. Yaktılar, yıktılar ama bu iblisin evladı Hasan Sabbah ve müritlerini de tasfiye ettiler ve dünya onlardan kurtuldu.
Haşhaşiler giderken bize suikastçılarını anımsatacak bir kelimeyi miras bırakmışlardır, İngilizcedeki “assain” Fransızcadaki “I’assassin” Romencedeki “asasin” İspanyolcadaki “el asasino”…bunların eseri bir kelimedir. Neyse lafı uzatıp etimoloji tutkumu foş etmeyeyim. Terrere sözcüğünü Fransızlar “La Terreur” şeklinde kurumsallaştırılıp daha da geliştirmişlerdir.
Nasıl mı? Şöyle ki: Fransız devriminin ünlü ismi Robespierre “La Terreur” yani terörü süratli, sert ve katı adalet olarak görmüştür. Kendisine ağzımızı daha fazla bozmadan “p..zvenk” desek yeridir. Böyle adalet mi olur! Kısaca devrimden sonra kurdukları çakma mahkemelerde çok adice bir kamu terörü uygulamışlardır. Neyse ki ilahi adalet yerini bulmuş kendisi de bu terörden nasibini alıp 1794 yılında giyotinle öldürülmüştür.
İstanbul'da yaşanan bombalamalar çok can yaktı. Bu nasıl bir gözü dönmüşlüktür! Sebebi ne olursa olsun terör hoş görülecek affedilecek bir olay değildir. Teröre sempati duyan insanda terörist kadar vicdansız demektir! Terör “korku” gibi bir adice duyguyla beslenerek dünyada var olmayı sürdürüyor!
Fotoğraf Kaynak: panoramio
16 Mayıs 2012 Çarşamba
Bu Mim o Mim değil!
Bu aralar çok mim aldık birikti ama bir gün vakit bulup yazacağım. Çok geyik attık bu yazıda biraz ciddi bir konudan bahsedeyim istedim şimdiden affınıza sığınıyorum. Gençlik ve Spor Bayramımız 19 Mayıs yaklaşıyor. Bir sürü tartışma var kutlanacaktı kutlanmayacaktı stattaydı değildi… Denir ki İstanbul’un Kurtuluş mücadelesinde pek rolü yoktur. Doğrudur çünkü İşgal altında ve çok sıkı denetlenmektedir fakat bu İstanbul’da hiç mücadele olmadığı anlamına gelmez. Örneğin İstanbul’da Anadolu hükümetine bağlı olarak faaliyet gösteren ilk gizli Milli Mücadele örgütü Mustafa Kemal Paşa’nın emri ile kurmay Yüzbaşı Neşet Bey tarafından kurulan “Hamza Grubu”dur.
Hamza Grubunun özelliği Anadolu Hükümeti’nin İstanbul’da kurduğu resmi gizli örgüttür. Amaç Anadolu’ya personel, silah ve başka ihtiyaç maddesi kaçırmaktır. Başlangıçta başarılı olmayan bu grup askeri imalat fabrikalarının subay ve memurlarından oluşan Milli Mücadeleci bir diğer gizli örgüt olan, “İmalatı Harbiye Grubu” ile birleşince işin rengi değişir. Bir elin nesi var iki elin sesi var atasözü gerçek olur. Birleşmeden sonra hızlı bir şekilde Anadolu’ya malzeme gönderme faaliyetine girişilmiş, ilk motor kaçakçılığı 5 Aralık 1920’de ilk vapur kaçakçılığı da 10 Mayıs 1921’de gerçekleştirilmiştir. Hamza grubu çeşitli sebeplerle deşifre olduğundan bir süre sonra “Mücahit”, daha sonra “Muharip” ve en son olarak “Felah” adını almış, Kurtuluş Savaşı sonuna kadar bu ad kullanılmıştır.
Başka bir milli mücadele teşkilatı da Teşkilatı Mahsusa’nın son başkanı Hüsamettin Ertürk ve Fevzi Çakmak Paşa tarafından kurulan Müdafaa-i Milliye adlı askerî teşkilattır. Teşkilat, adının baş harflerinin Osmanlıca okunuşundan dolayı“Mim Mim” diye anılıyordu. Mim Mim, Anadoluya silah, mühimmat ve subay kaçırdı, düşman karargâhlarından elde ettiği bilgi ve belgeleri Ankara’ya aktardı. Neler yaşadı bu koca Estambul dostlar! Şimdi hepimiz sıcak evlerde, karnımız tok sırtımız pek internet âleminin dalgalarında sörf yapıyoruz. Umarım bir daha Kurtuluş Mücadelesi vermek zorunda kalmayız.
Başka bir milli mücadele teşkilatı da Teşkilatı Mahsusa’nın son başkanı Hüsamettin Ertürk ve Fevzi Çakmak Paşa tarafından kurulan Müdafaa-i Milliye adlı askerî teşkilattır. Teşkilat, adının baş harflerinin Osmanlıca okunuşundan dolayı“Mim Mim” diye anılıyordu. Mim Mim, Anadoluya silah, mühimmat ve subay kaçırdı, düşman karargâhlarından elde ettiği bilgi ve belgeleri Ankara’ya aktardı. Neler yaşadı bu koca Estambul dostlar! Şimdi hepimiz sıcak evlerde, karnımız tok sırtımız pek internet âleminin dalgalarında sörf yapıyoruz. Umarım bir daha Kurtuluş Mücadelesi vermek zorunda kalmayız.
Fotoğrafta ordumuz İstanbul’a yeniden girerken görülüyor ve benim boğazıma bir şey düğümleniyor arkadaş! Atatürk'ü anma Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun!
15 Mayıs 2012 Salı
Fatih bitmiş anam!
Dün İlhami ile Dolmabahçe’de kafede oturduk oh İstanbul Boğazı içimi açtı. Konumuz vakit yokluğuydu, nasıl olsun işin biri başlıyor biri bitiyor, kalan vaktimiz yollarda! Yeni bir iş modeli arıyoruz daha özgür olabileceğimiz. Hayal mi, hayal! Şimdilik. Akşam Taksime uğradım canım kokoreç çekti Şampiyonda kokoreç yedim. Meydandaki çift katlıya bindim eve dönmek üzere. Yanıma bir abla oturdu, çıkardı ayfonu gözüme dayadı “kardeş şuradan son numarayı arasana” Allah Allah, senin telefonu niye diye başladım ama başladığıma pişman oldum devamını getirmedim çünkü ablada bir gözlük var maşallah şişe dibi halt etmiş. Bırak numarayı otobüsü göremez. “Ara ara son numarayı ara Tülay yazar kardeşim o.” Aradım taradım son arananlar listesine 5 dakika giremedim “bulamadın mı” yok beceremedim! Nasıl yaa! Öyle işte! Teknoloji özürlü müyüm? Yahu ne bileyim her marka telefonun zımbırtısını bilmem mi gerekiyor. Neyse bulduk zor bela çaldırdım verdim konuştu. Dönüyorum kııııız, Fatih bitmiş anam o ölmüş bu taşınmış, Siirtliler kalmış tek oralarda…”
Teknoloji deyince de aklımıza hep alengirikli aletler geliyor mesela bilgisayar, telefon! İlla böyle mi olmak zorunda Teknoloji kelimesi Yunanca beceri anlamına gelen “techne” ile bilmek ve mantık manasına gelen ”logia” kelimesinden meydana gelmiştir. Böyle bakacak olursak fotoselli kapı kapanmasın diye araya terlik koymak bile teknoloji demektir. Ne yani şimdi ben sürekli son sürüm telefon kullanmak ya da ipad’in her yeni versiyonu satın almak zorunda mıyım? Dilber Ay'a sormak lazım! Zorunda mıyım Dilber abla? Kavramların içini öyle boşalttık ki, bir bina cephesinde kocaman bir ilan Türkçe Olimpiyatları! Af buyur bu nasıl bir şey! Türkçe konuşarak triatlon mu yapacaklar yoksa Türkçe konuşarak yüksekten mi atlayacaklar!
13 Mayıs 2012 Pazar
Annem Annem
Anne, candır hatta daha derinde canının orta yeridir. Anne, kokusunu kilometrelerce öteden hissedeceğin varlıktır. Anne, en ağır ağrıların ilacıdır. Anne, bahtının yıldızıdır. Sen acılar içinde kıvranırken bunu hissedip “yavruuum” diye uykusundan uyanan dişi kişiliktir. Anne, sana borcunu karşılıksız silen kimsedir. Anne, yemeğinin tuzu çayının şekeridir. Anne, seni senden çok sevendir! Anne, hayatta bulabileceğin en sağlam siperdir. Evvelin anne ise ahirin de annedir. Hayatta olan annelere yavruları ile uzun ömürler diler, bu dünyayı terk eden annelerin ruhlarına rahmet dilerim. Barış Akarsu'ya tanrıdan rahmet anneciğine de sabır diliyorum! Anneler Gününüz Kutlu Olsun.
Etiketler:
Anneler günü Barış Akarsu
12 Mayıs 2012 Cumartesi
TÜRÇEK'in 40. Yılı Hayırlı Olsun
Dün gece Türkiye Çevre Koruma Kurumu, TÜRÇEK’in 40. Kuruluş Yıldönümü için Kadıköy’de yapılan törendeydik. Yiyoruz içiyoruz her şey güzel ismim anons edildi Kurumumuzun değerli büyüğü Osman Ağabey’e plaketini takdim etmek üzere sahneye davet edildim. Aldık mikrofonu elimize oradan birisi atıldı vay siz öyle vay böyle…neden bunu anons etmediniz! Biz eylemden ziyade bilimsel çalışmalara önem veririz. Eylemin bize karşı yapılması çok şaşırtıcı oldu. Kurumumuz TÜRÇEK Türkiyede ilk ÇED raporlarını hazırlayıp kamuya örnek olmuştur. TÜRÇEK, 1992 yılında Rio'da yapılan Dünya Çevre Zirvesine katılan ilk sivil toplum kuruluşudur. Sürdürülebilirlik, karbon yönetimi, Enerji verimliliği, İnovasyon, yeşillendirme, doğa koruma gibi konularda proje üretir toplumu bilgilendirmeye çalışırız...Say say bitmez. Allahtan çok keyifli bir günümdeydim de neşem bozulmadı. Mehmet Ferruh Amcam 87 yaşında kuruma gelen giden bir çevre dostu çok önemli bir büyüğümüzdür çevreci nasıl olurmuş hepimize örnek oldu o gece! Bitki alemi ondan sorulur, keşke kendisinden çok daha fazla faydanabilseydik! Ne ödülü versek azdır kendisine! Unutmadan söyleyeyim Arzu Molu’da Ediz Hun’a plaketini takdim etti Ediz Hun aynı Ediz Hun, bir adam hiç değişmez mi yahu, yook değişmemiş o eski filmlerden fırlamış gibi. Tören bitti sahilde bir tur attık ve eve döndük!
Etiketler:
TÜRÇEK Ediz Hun Mehmet Ferruh Arzu Molu
10 Mayıs 2012 Perşembe
Bu nasıl İstanbul!
Dil önemlidir, onunla konuşur, onunla yazışır onunla hayatımızı sürdürürüz. Dil o kadar önemlidir ki mimiklere, çenemize, dilin hareketine yansır ve vücudumuz kullandığımız dili yaşar. Nasıl oluyor bu? Şöyle anlatayım “küçücük” dediğimizde dudaklarımızın aldığı şekli düşünün, dudaklarımız anlamına uygun küçülecek, “kocaman” dediğinizde de kelimenin anlamına uygun olarak ağzınız dudaklarınız açılacak. Mesela “üfle” demek için üfleme eylemini gerçekleştirmeniz gerekir. Yoksa kelime ağzınızdan çıkmaz. Burada şunu anlatmak istedim dil önemlidir.
Özellikle İstanbul’da dikkatimi çeken bir şey “İnşaatlara yabancı dilde isimlerin verilmesi” örneğin Saphire, Hillpark İstinye, Masshattan Maslak, Solarkent Esenyurt, Ginza Lavinya Beylikdüzü, Astoria, Perla Vista Beykent, Symbol İstanbul, İst-west Yenibosna, Viaport, Brandium, Crowndelux, İstanbul Lounge, Elit City, Selenium Twins, Anthill, Exen İstanbul… Şimdi insan düşünüyor bu isimleri kimler yumurtluyor!
Bu yabancı isimlerle saygıdeğer müteşebbislerimiz bize ne mesaj vermek istiyorlar! Maslakta yaşayan Manhattan’da mı yaşadığını sanıyor! Ben yasaklansın demiyorum ama önüne gelen saçma sapan isim koymaya devam ederse şöyle bir abuk sabuk durum ortaya çıkacak.
Aloo, abi ben Mülayim, şimdi yoldayım Pelican Mall’u geçiyorum! Şu adresi bir daha tarif eder misin Cihat abi? Mülayim, dosdoğru devam et, orada 2 kilometre sonra Otoport var biraz ileride Torium AVM’yi göreceksin sağdan devam et, dereyi çıkarken Carrefoursa var, geç onu ileride sağda Medya Markt var. Dereyi geçince Real Market ve hemen ilerisinde Bauhaus’u göreceksin dosdoğru devam et sağda Otopia’yı göreceksin dön kavşaktan karşına Kaya Millenium çıkacak geç onu sağında Avalon karşında Perla Vista AVM var, geç onu hemen karşısında Fox AVM, düz aşağıya devam et Kubist var abi! Sağda Paradise AVM’var geç onuda iki sokak sonra sola dön bizim apartmanı göreceksin solunda Carium AVM var.
Şimdi Mülayim abi Cihat abiye “Allah cezanı versin Cihat abi! Ne menem bir yerde oturuyorsun Cihat abi! Orası Oklahoma mı? Lille mi? Londra mı? Karlsruhe mi? Ankona mı? Sorusuna “yoo, baya bildiğin Beylikdüzü’nün Beykent semti az ilerisi Gürpınar, Mülayim” desen! Mülayim abi kulaklarını çınlatmaz mı?
Öneriyorum değerli müteşebbislerimizin canı inşaat projesine afilli İngilizce, Koyukonca, İtalyanca, Almanca, Swahilice Arapça, Fransızca, Urduca isim vermek istiyor, hay hay her isim için koy 150.000 TL vergi tepe tepe kullansın ve hayrını görsün bu isimlerin! Madem dil sever bu kadar müteşebbislerimiz var! Maliye Bakanlığına çağrıda bulunuyorum lütfen değerlendirin bu önerimi! Türk Dil Kurumu duy sesimizi! Hiç mi medya takibi yapmıyorsunuz? Şu işe bir el atın, İstanbul İstanbul olmaktan çıktı bu ne rezalet!
Not: Adres tarifi gerçektir, isteyen test edebilir. Fotoğraf kaynak:primarylocations.com
9 Mayıs 2012 Çarşamba
Seçelim seçilelim eğlenelim
Blog Star Yarışması’nın fikir sahibi “dayatmalarda kayboluş”u tebrik ediyorum. Herkesin bir starı var bizim neden olmasın diyerekten sponsorluğa soyunup “ Blog Star” yarışması düzenlemiş. Şimdiden Blog Star’ları tebrik ediyorum. Hade bakalım kendi köyümüzün güzellerini 25 mayısa kadar seçelim eğlenelim. Kategoriler de güzel, çok çalışılmış olmalı. Seçelim, seçilelim, eğlenelim. Emekleri için kendisine teşekkür ediyorum çok zahmetli bir süreç kendisini bekliyor olacak, biz de heyecanla ondan gelecek cevapları bekleyeceğiz. Diyelim ki seçilemedik, kendisine küser miyiz? Hayırrrr. Kendisine ekşir miyiz? Hayırrr. Okumaya takibe devam eder miyiz? Eveeeet. Kazananları kıskanır orta yerimizden yarılır mıyız? Yooook, asla olmaz öle şey, kazananları tebrik eder takibe, muhabbete kaldığımız yerden devam ederiz. Abidik gubidik şirketlerin düzenlediği yarışmalardansa kanlı canlı ruh sahibi bir insan evladının elinden çıkmış olan bu yarışmayı tercih eder miyiz? Evet, tercih ederiz. Çok eğlenceli olacak çoook! Seçilemesem de "ah istanbul istanbul olalı" görmedi böyle yarışma der giderim dostlar.
Kimler önerilmiş görem bakem!
Oy ben nasıl edem kime nasıl oy virem!
8 Mayıs 2012 Salı
İnovasyon ve taassup
Ülkemiz dünya inovasyon endeksinde 125 ülke arasında 65. sıradayız, neden bu haldeyiz? Konuyla ilgili olarak aklıma ilk gelen şey “taassub” biz hala bu yüzyılda parti, cemaat, kulüp, hemşehrilik taassubu içindeyiz. Liyakat yerine söz konusu aidiyetler ön plana çıkınca ortaya çıkan şeyin adı hezimet oluyor! Sallıyorsun Bolat, dünyanın 16. büyük ekonomisiyiz diyebilirsiniz! Peki, Türkiye’nin en gelişmiş şehri Estambul, dünyada İnovasyonda 100 büyükşehir içinde 89. sırada? Buna ne diyeceğiz! Sebeplerin en büyüğü bu taassuplar yüzünden! Bu durum bu iktidara has bir şey değil neredeyse genetik diyebileceğimiz hale gelmiş bir durum! Bu taassup devletimizi kurt gibi kemirmeye başladı! Kimse liyakatsiz bir şekilde bir mevkiye getirilmekten hicap duymuyor! Utanmıyor bunu bir kul hakkı olarak algılamıyor! Devlet kadroları bu taassuplar yüzünden çürümeye başladı! Liyakat yerine aidiyet esas alınırsa bu ülkenin sırtı yerden kalkmaz. Yenilikçilik konusunda Ürdün, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti bizden daha ön sıralarda! Sayın Kadir Topbaş Türkiye İnovasyon Konferansı’nda, İstanbul’un dünyada yeniliğe en açık ve teknolojiyi en iyi kullanan belediye olduğunu belirterek “gelişime açık yönüyle İstanbul, yakın gelecekte dünyanın merkezi olacak” demişti. Bir şekilde uğraşıyorsunuz, iyi niyetli gayretler var ama bu taassubu aşmak zor Sayın Başkan! Umarım siz haklı çıkarsınız!
Etiketler:
İnovasyon estambul istanbul
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









